İçdökümü: House MD (Bol spoiler içerir)




Sadece “herkes tatile gider” gerçeği ve bir göletten kurtçuk kapmış olabileceği ihtimalini bir araya getirip bir hasta nasıl iyileştirilir? Bunun cevabını biliyorsanız ve eğer falcı değilseniz, House MD’sinizdir. Gerçek hayatta böyle saçma sapan telve okumalarıyla kimseye teşhis konulmadığını umut ediyorum.

Vakvaklayan bir ilkokul öğretmeninden yamyama, tecavüz mağdurundan çift cinsiyetli ergene kadar geniş skalada hasta ve hastalık çeşitliliğinde boğulacağınız, bu süreçte uyuşturucu bağımlısı, topal ve dâhi olan bir garip doktorun hayatını gözlemleyebileceğiniz bir dizi House.

Muazzam bir plato kurularak hazırlanan “hastane” stüdyosu kesinlikle gerçeğini asla aratmıyor. Tabii akıl hastanesi ve hapishane stüdyoları da öyle. Prodüksiyon ekibinin müthiş bir iş çıkarttığını söyleyebiliriz. Eh, Hollywood Stüdyoları gibi sonsuz ihtimaller içerisinde çalışıyorsanız bu çok da imkânsız olmayacaktır ama yine de bu emeği övmeden bir cümle daha kurmam. Dünyanın en akıllıca ve çoğunlukla komik diyaloglarına, serumlarca drama ve bir o kadar şaşırtma özelliğine sahip bir senaryoya en yakışmayacak şey kötü bir stüdyo olurdu.

Ayrıca cast ekibi muhteşem bir iş çıkartmış. Maalesef Omar Epps ve Lisa Edelstein yerine başkalarını seçebilirlermiş, gerçekten dizi boyunca ikisinden tiksindim. Omar Epps- a.k.a. Foreman kesinlikle 8 sezon boyunca oyunculuk namına hiçbir ileri gidiş göstermedi. Katılmadığı her fikirde zaten ciddi olan yüz ifadesini değiştirmeden kafasını bir yukarı bir aşağı hareket ettirdi ve ellerini kavuşturdu. Hayatımda Foreman kadar sinir bozucu bir insan daha görmedim. Neyse…

İlk sezonda hem kendi berbat hayatını hem de ekibini ve kankasını tanıyoruz. Bu tanıma sürecinde House’un insanların limitlerini zorlama, kuralları çiğneme ve bulmaca çözme konusundaki takıntısını da öğrenmeye başlıyoruz. Asla arkadaşı olmak istemeyeceğiniz bu kaba ve duygusuz adama büyük bir hayranlık beslemeye başlıyorsunuz. Her türlü kanunsuzluk, bazen tedbirsizlik, kural tanımazlık ve başına buyrukluğa rağmen eline emanet edilen o hayatı kurtarmaktan ya da kendi bakış açısıyla ilginç olan o bulmacayı çözmekten asla geri durmayan bir adam. Tamamen çizginin dışına çıkmaktan korkmadığı için bu denli dahi bir doktor olduğunu anlıyoruz her hastada. Ayrıca onu House yapan mottosu Everybody Lies’dır.

İkinci sezonda House’un ne zaman böyle bir insana dönüştüğünü görüyoruz, üzülüyoruz ama saygımızı kaybetmiyoruz. Hakaretlerine maruz kalmasına rağmen yanında çalışan insanların bile ağzının suyu akarak onun beyninin içinde olmak istediği bu adam, abidik kubidik her türlü hastalığı nokta atışı ve imkansızlıklar içerisinde tespit edip çözüveriyor. Tırnağı kırıldı, demek ki bu adam omurilik kanseri gibi bir şeyden bahsediyorum bu arada. İşte işin güzel kısmı bu bulmacaları çözerken çıktığı yolculuk tamamen. Yolculuklarındaki Everybody Lies mottosu da işine bayağı yarıyor ve hem bu adamı hem de çevresini tanımamıza yardım ediyor hala. Benim sevdiğim sezonlardan biridir bu çünkü karakterleri öğrenmişizdir ve yolculuklarına tanık oluyoruzdur artık. Bu sezonu ilk izlediğimde “bundan daha çılgın bir şey yaptıramazlar” diye düşünmüştüm ve bu düşüncemin üzerine 6 sezon daha çektiler. Yani daha ısınma turlarındaymışız ama haberimiz yokmuş. Bu tatlı ponçik zamanların tadını çıkartmak lazımmış.

Üçüncü sezonda garip bir şeyler oluyor, ağzının suyu akan çömezler kanat çıkartıyor ve uçmaya karar veriyorlar. Hakaretlerine, saçmalıklarına, insan hayatını hiçe sayarken hayat kurtaran bu adama daha fazla dayanamayan, hatta dayanmak zorunda olmadıklarını anlayan üç çalışanı “hadi size iyi günler” çekiyor ve House arkalarından gözyaşı dökmeye vakit bulamadan uçup gidiyorlar. Bu kankamlar diziden tamamen gitmiyorlar tabii, işin en güzel tarafı kesinlikle bu oldu. Ekibe yeni yüzler, yeni güzler dahil olsun diye muazzam bir adım atılmış.

Dördüncü sezonumuz ise tamamen bir rollercoaster. Aman Tanrım diyerek başladığımız bir yolculuk tamamen. Wilson, başhekim, eski çalışanları, yeni ekip adayları ve imkansızların imkanlı kılındığı bir sezonda kendine yeni kankalar ediniyor House abimiz. Kan ve gözyaşıyla ıslanmış bir yılın ardından bunun intikamını almadan hayatına devam edeceğine asla inanmamıştık zaten ama başhekimin de aklında bir intikam planı olduğunu öngörmemiştik kesinlikle. Bu hamle-karşı hamle sezonunda birbirinin gırtlağını kesmeye pek meraklı adaylarımızın horoz dövüşlerine şahit olduk. Günün sonunda yine House bizi şaşırttı ve “n’alaka ya” dediğimiz bir insan topluluğundan oluşan yeni ekibini kurdu. Şimdi bu ekip üyelerinin hayatlarını tanıyalım, aman nasıl insanlarmış anlayalım derken birkaç sezon geçer diye düşünüyorsunuz değil mi? Hem senaristleri hem de House’u tanıyamamışsınız. Bu arada gerçekten açık ara en sevdiğim sezonlarından biridir bu. 

Beşinci sezon ve House’un gerçek olmayan babası vefat ediyor. Aynı zamanda hayatına daha sonra baş belası olacak bir özel dedektif giriyor. Bu sezonda yine sınırları ve sinirleri zorlayan bir adamın düşüşe geçişini gözlemlemeye başlıyoruz. Uyuşturucu bağımlılığını bugüne kadar sıklıkla sorun olarak gösterseler de bu sezonda olduğu kadar hiç gözümüze sokmamışlardı. House artık “clean or die” mottosuna geçiş yapmak zorunda kalacak kadar berbat bir halde.

Altıncı sezonda bu çılgın adam kendini bir akıl hastanesine kapatıyor. Her türlü delilik, çılgınlık, saçmalık kendisini tabii orada bırakmıyor ama asıl mesele kendisini bu hastaneye kapatması ve tedavi olmak istemesi. Kazdığı çukurun sonuna geldiğini düşünüyoruz. O da bunun farkında artık. Olmaktan korktuğu yerde ve bulabildiği tek merdiven bir terapistin elleri. Peki hayatı boyunca dünyadaki herkesten çok daha zeki olduğunu düşünen bir adam aklını başkasının ellerine emanet edebilir mi? Belki de iyileşmek için ihtiyacı olan tek şey aşktır…

Sezon yedi. Drug-free. Psikolojimiz sağlam. Hayatımıza Cuddy girmiş, aşığız. Endorfin salgılıyoruz. Aman Tanrım hayat daha güzel olamaz. İşimiz muazzam olmasa da ilerliyor bir şekilde, düzenli seks hayatımızın büyük bir parçası artık, ekibimizle sohbet muhabbet iyi gidiyor, Wilson mutlu, ben mutluyum, bacağımdaki ağrı bile azaldı. Evet, Cuddy ile ilişkisi olan House böyle düşünüyordu. Derken, cesaretinin kırıldığını, işinde kötüye gitmeye başladığını gördü. Ayrılığın çok mantıklı olacağını görmeye başladığı esnada “yemişim işi, bin tane doktor var hastanede bi ben mi kurtarıcam bu hayatları mk?” dedi. Derken akabinde Cuddy House’un kıçına tekmeyi vurdu. Her ayrılık sancısı çeken ergen gibi House da uyuşturucuya, hayat kadınlarına, “yemişim dünyayı” mottosuna ve rezil bir insan olmaya geri döndü. Cuddy’nin yeni bir ilişkisi olduğunu öğrendiğinde de oturma odasına arabayla daldı ve kalan ilişki kırıntılarını da süpürdü bitirdi. Çünkü ayrılık dediğin böyle yaşanır kardeşim. “Seni olduğun gibi kabul ediyorum”la başlayan ve “değişmeyeceksin, anladım”la biten her ilişki insanın canını yakar. Everybody Lies.

Tahminleri alalım? Son sezon ve House tabii hapishanede. Ne olacaktı ki başka? Yani birinin evine arabayla daldığınızda cezasız kalacağını düşünmüyordunuz herhalde, dizi bile olsa. Bu arada neler olmuş neler, Cuddy başhekimliği salmış (iyi olmuş aşüfteye), Foreman başhekim olmuş (Aman Tanrım gerçekten…) ve çözemedikleri bir hastalıkta "ne yapacağız biz öldük bittik" psikozunda bilin bakalım kime şartlı tahliye çıkartılmış?

Uzun zamandır yoktum biri demiş öldü, şimdi de yazsınlar kral geri döndü. - House MD

Son sezonda artık saçmalık seviyesindeki teşhis koyma özellikleriyle birlikte “yeter valla bıktık” seviyesindeki hikayede House sürekli paçayı kolayca kurtarıyor her olayda... Derken bir yangında veda ediyoruz kendisine. Çünkü Everybody Dies.  

Zaman geçtikçe iç içe geçen ilişkileriyle berbat hayatını acınası bir raddeye getiren bu “ıssız adam”, bazen kendisine duyulan saygıyla, bazen uyuşturucu bağımlılığı öne sürülerek, genellikle Wilson’ın sayesinde ama bir şekilde kendini düşürdüğü çukurdan çıkmayı başarıyor. Zamanla kendini yenilmez sanmaya başladığı için de çukuru daha derin kazmaya cüret ediyor ve o çukurun hiç sonu gelmiyor. Ta ki magmaya ulaşana kadar.

Evet, House’u daha iyi anlatamazdım. Gerçekten bu yolculuğu onunla yaşamak çok keyifliydi. İkinci kez baştan sona izledim. Bu adamın hem mükemmel hem de mükemmelden çok uzak bir insan olması hem empatik hem sempatik ama çoğunlukla ilginç. Artık kusturan “House telefonuna cevap vermiyor, hasta ölecek, ne yapacağız” paniklerinin son sezona kadar devam ettirilmesi inanılmaz ilginçti. Evet, kendisine ihtiyaç duyulmazsa zaten dizi devam edemezdi ama 10 yıl boyunca birlikte çalıştığı adamın artık House gibi düşünmeye başlamasını bekleriz.

Neyse, günün sonunda ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi. Eğer izlemediyseniz ve bu yazıyı okuduysanız çok üzgünüm. Ama izlediyseniz siz ne düşünüyorsunuz kankamız hakkında? Tüm çocukluklarına rağmen ben bu adamı çok seviyorum ve yaptığı hiçbir saçmalık bu durumu değiştirmiyor.


İyisiyle kötüsüyle, muazzam ve berbat ötesi sezonlarıyla, artık bitsin dediğim günleriyle ama "keşke bitmeseydi" ikilemimle House'a puanım:


Comments

Popular posts from this blog

İçdökümü: Bayi Toplantısı (Spoiler içerebilir)

İçdökümü: Ölümlü Dünya (Ağır Spoiler İçerir)

İçdökümü: The BFG