İçdökümü: Shaun of the Dead (Aşırı spoiler içeriyor)
Bu içdökümümde size pub reklamı olarak hazırlanmış bir baş yapıttan bahsedeceğim.
Shaun kankamız tam bir loser. 29 yaşında tv satışı yapılan bir firmada çalışıyor- işinden hem utanıyor hem de nefret ediyor, anaokulundaki kankası Ed ile beraber yaşıyor, sevgilisiyle yaptıkları tek aktivite pubda içmek ve hayatını değiştirmek için adım atmaya üşeniyor. Etrafındaki herkes ev alıp düzgün maaşlı işlerde çalışırken kendisinin bok götüren evi ve geleceğe dair hiçbir fikrinin olmayışı şirketinde çalışan 17 yaşındaki velet için bile komedi unsuru.
Tüm bunlar üst üste gelip hayatıyla ilgili eleştiri yağmuruna tutulunca da kafası karıştırıyor ve bir anda dünyanın en kör adamı olarak etrafında meydana gelen gariplikleri görmüyor. Gariplikten kastımız da zombi istilası tabii. Dünya yanıyor, Shaun ise kendi saçını taramaktan bile aciz.
İşte bu loser kardeşimizin hayatta kalma mücadelesi dünyanın en tatlı İngiliz komedisi oluveriyor.
Bazıları tatlı, bazıları garip karakterlerle dolu bu hikayede başrol tabii pub olacaktı, çünkü yer İngiltere ve mottomuz “yansın dünya-gelsin bira”.
Öncelikle filmin cast listesinde muazzam oyuncular var. Bill Nighy, Penelope Wilton, Peter Serafinowicz ve Lucy Davis gibi. Bu arada Lucy Davis şu an Netflix’te devam eden Chilling Adventures of Sabrina dizisinde Hilda halayı oynuyor. Ne ara bu kadar kilo aldığını bilmiyorum ama açıkçası kilonun yakıştığı istisnai bir şahıs kesinlikle.
Prodüksiyon ekibi muazzam bir iş çıkartmış ortaya. Filmin başında Shaun’un bir güne nasıl başladığını görüyoruz. Evden çıkıp bakkala gidişini gördüğümüz bu sahne kesintisiz bir kamera takibi. Evden çıkıyor, yolda topla oynayan bir çocuk topu kafasına atıyor, Shaun çocuğa kızıp yoluna devam ediyor, iki kez karşıya geçiyor, arada bir dilenciye para veriyor ve bakkalda kasaya geldiğinde sahnede ilk kesintiyi görüyoruz. Bana bu sahne tamamen Kylie Minogue’un Come Into My World şarkısına çektiği klibi hatırlatıyor her izlediğimde. Muazzam bir iş.
Bu günün kalpleri kıran gecesinde durumun vahametini henüz anlayamamış Shaun ve Ed:
Aynı sahne aynı şekilde, zombilerin İngiltere’yi ele geçirdiği günün sabahında, bu kez Shaun’un nasıl bir ruh halinde olduğunu daha net bir biçimde bize geçirecek şekilde çekiliyor. Yol boyunca camı kırık arabalar, yol kenarında iç organları yenen rahmetli şahıslar, inleyerek adım atmaya çalışan zombi vatandaşlar ve üzerinde kanlı el izleri olan bir bakkal dolabı görüyoruz. Hatta o dolabın önünde Shaun’un ayağı kayıyor, çok yüksek bir ihtimalle yerde kan var tabii. Yere bakmadan yürümeye devam ettiği ve kendi kabuğuna çekilmiş bir psikolojide olduğu için bunların hiçbirini görmüyor.
Bakkaldan eve geldiğinde durumun vahametini anlayan Shaun ve Ed:
Film boyunca beni canımdan bezdiren tek şey Shaun’un sevgilisi olacak aşüfte, Liz. Ya kardeşim madem beğenmiyorsun, değişmediği için hayatı zindan edeceksin bu adama, ne diye üç yıl sevgili kaldın? Ayrıca değişmesini istediğin bir insanla neden beraber olasın ki? Birini ya beğenirsin ya beğenmezsin. Diyelim ki sen değiştin ama bir zamanlar sevdiğin adam aynı kalmaya devam ediyor. O zaman ayrılırsın. Adamı niye değişsin diye zorluyorsun ki? O adam da senin değişiminden memnun olmayabilir ayrıca. “Biz bu hatunu tanıdığımızda böyle değildi, içinden bambaşka birisi çıktı” demek onun da hakkı değil mi? Ama Shaun tam anlamıyla loser olduğu için bunu söylemiyor tabii. Hatta değişmeye de çalışıyor. Gerçekten değişse ve istediği adama dönüşse bu sefer de “seni tanıyamıyorum artık Shaun, ben seni tanıdığımda böyle bir adam değildin” diyecek ve terk edecek bir insan olduğu çok belli aşüftenin. Hayatta inanılmaz bir mide bulantısıyla tiksindiğim bir insan tipi ya, net.
Neyse, günün sonunda bu kıyamette anasını, babasını, en yakın arkadaşını, ev arkadaşını, şirket çalışanlarını hatta bakkal sahibini dahi kaybeden bir Shaun ve artık beraber yaşamaya başladığı aşüfte Liz ile film sona eriyor. Asıl son çok daha muazzam tabii ama onu da söylersem artık küfür yemeyi hakkederim.
Simon Pegg ve Nick Frost ikilisi bir gün “kaka yaparken nelere dikkat etmeliyiz” içeriği çekseler yine büyük bir hevesle izlerim sanırım. Bu kankamların yaptığı ve benim izlediğim ilk filmleri Hot Fuzz’dı; hiçbir şeyin beklendiği gibi çıkmadığı bir başka İngiliz komedisi. Hatta Shaun of the Dead içinde bazı göndermeler de mevcut Hot Fuzz’a.
Eğer izlemediyseniz her iki filmi de çok aşırı tavsiye ederim. Bu arada devamlı olarak “İngiliz komedisi” dememin sebebi filmin İngilizler tarafından çekildiğinin altını çizmek değil de işlenen komedi türünün herkes tarafından komik bulunmayabilineceğini belirtmek aslında. İngilizlerin kendilerine has bir espri anlayışı var. Bu anlayışa aşinaysanız ve zevklerimiz de benziyor gibiyse Two Pints of Lager and A Packet of Crisps dizisini izlemenizi de öneririm. Bu filmle hiçbir ilgisi yok, sadece inanılmaz seviyorum. Bir ara onu da tekrar izleyip içimi dökerim buralara.
Günün sonunda internet korsanlığını övmüş oluyorum ama Netflix’te olmadığı için filmi bir yerlerden bulup izlemenizi muhakkak öneriyorum. Thank me later, alligator!
Puanım:





Comments
Post a Comment