İçdökümü: Outlander (Spoiler içerebilir)
Ahh Jamie…
Hayatımda gördüğüm en yakışıklı havuç kafa ve güzel memintoların defalarca buluşması, eşcinselliğin ve tecavüzün 1700’lü yıllardaki popülaritesi, Culloden Muharebesi, kiltler ve kan. Çok fazla kan.
Netflix acaba ne zaman “sex sells” mottosundan vazgeçecek? 14 ile 80 yaş aralığında sevişmeyen tek bir karakterin kalmadığı Outlander, ilk iki sezonunda beni inanılmaz heyecanlandırdı. Culloden Muharebesi’yle ilgili tek bir fikre sahip değildim dizinden önce. Beni tanıyan herkes fragman izlemediğimi bilir, Outlander için de bu geleneğimi bozmadım ve bodoslama daldım diziye. Birkaç gün içerisinde 3 sezonun tamamını bitirdim, muharebeyle ilgili birkaç tarih kanalı izledim ve oyuncuları takibe aldım.
Kitabı okumadım ama kitap uyarlamalarını seven bir izleyici olarak kitabın yalnızca iki sezonu kapsadığını düşünüyorum. Tepkiler güzel olunca devam etmek istemişler belli ki. O konuya girmeden genel bir teknik övgüyle diziyi neden beğendiğimi anlatmak istiyorum.
Beni diziyle ilgili şaşırtan ilk şey neredeyse her bölümünün farklı yönetmenler tarafından çekilmesi oldu. Game of Thrones da bu yöntemi kullanan bir yapım mesela. Duygu aktarımının gerektiği bölümler, deniz yolculuğu, savaş, dövüş, hapishane, tecavüz ve seks yoğunluklu bölümlerin her biri işinin ehline emanet edilmiş. Prodüksiyon kan ve gözyaşı içinde çalışmış ama muazzam bir iş çıkartmış ortaya. Kostümler, kostümden ziyade o dönemde yaşayan insanların giyebilecekleri gerçekçi kıyafetler olarak hazırlanmış, yalın. Bölümlerin çoğu karanlık bir atmosfere sahip olmasına rağmen akıllıca hazırlanmış ışıklandırma hiçbir şeyin karanlıkta kaybolmadığından emin olmuş, en yoğun ses kalabalığında bile duyulması gerekenlerin kulağa fısıldanmasını sağlamış sesçi emekçiler, kameramanlar doğru ve yerinde kamera açılarını yakalamış… Casting ise en yüksek mertebedeki ödülü hakkediyor. Hiçbir oyuncuyu değiştirmezdiniz.
Hiçbir dövüş sahnesinde “yalandan vuruyormuş gibi” yaptıklarını düşünmüyorsunuz. Hatta bir-iki yumruğun arada kaydığına inanıyorum gerçekten. Şiddetin bu denli gerçekçi olarak yansıtılması ara ara beni gözyaşları içerisinde bıraktı.
Şimdi, ilk bölüm buzdağına henüz erişemeden eriyen bir kar tanesi gibi. Öffff diyerek izleyeceğiniz, tarihçi bir kocanın hemşire eşiyle çıktığı İskoçya gezisinde eşinin dikkatini çekememesiyle başlayan, kadının haklı olarak 200 sene önce olmuş olaylardan ziyade kocasıyla tatil yapmak istemesiyle devam eden bir bölüm. Ancak sonraki bölümlerde, hatta 2 sezon boyunca o ilk bölümün ne denli büyük bir önem taşıdığını anlıyoruz.
Bacımız, eşinin delice bir hevesle “haydi sen de katıl bana, IQ’larımız eşleşsin ve beraber gülelim” çabalarının ardından tarihte, tesadüfe bakın ki, 200 sene geriye yolculuk yapıyor, yanlışlıkla.
İskoçya’nın 200 sene evvelki halinde de Jamie adında dünyanın en yakışıklı havucuyla karşılaşıyor. Jamie Fraser... Ah Jamie Fraser...
Spoiler vermeyeceğim için yakışıklı İskoç kardeşimizde konuyu bırakmak istiyorum.
İlk 2 sezon boyunca tarihsel gerçeklikle paralel olarak birtakım olaylar ele alınıyor ve 2. Sezon sonunda Colluden Muharebesi yaşanıyor. İzlediğim birkaç tarih kanalında hem muharebenin hem kıyafetlerin hem klanların ne kadar gerçekçi olduğu övülmüş. Açıkçası bunca emeğin saçma sapan cilalamayla çöpe atılmayacağı aşikâr zaten ama merak ederseniz Outlander vs Reality yazıp YouTube kanallarından konuyu inceleyebilirsiniz.
3. Sezonda ise Muharebe ’den 20 yıl sonrayı görüyoruz. İşte burada beni biraz delirten senaristik saçmalıklar baş göstermeye başladı. Bacımız ve yakışıklımız kavuşup kavuşup birbirlerinden ayrı düştüler. “Bu nasıl bir loop, aman Tanrım!” derken, onları ayırmaktan SONUNDA vazgeçen senaristler, birtakım başka ayrılıklar ve kavuşmalar ile ortamı şenlendirmeye karar verdiler.
İşte böyle şeyler olunca hayattan soğuma kartımı oynuyorum. Yani çok affedersiniz ama “muazzam bir ekip, şahane bir kadro, sonsuz potansiyel ve bitmek bilmez bir tarih içerisinde yaza yaza bunu mu yazdınız gerçekten” demekten kendimi alamıyorum.
Tarihsel olayların bazıları, bu bir kavuşup bir ayrılan çiftimizin kavuşmaya çalışması esnasında şöyle bir ayıp olmasın diye bahsediliyor. O arada hayaletler, cadılar ve kan banyosu ile gençliğini koruyan faşistler bir anda abidik kubidik bir şekilde sezona damga vuruyor. Böylece ilk iki sezon boyunca yükselen izleyiciler, bkz şahsım, deliye dönüyor.
Kitabını da okuyup diziyle ilgili fikirlerimin değişip değişmediği konusunda bilgi veriyor olacağım.
Günün sonunda, Netflix üyeliğiniz varsa, karantinada yanınızdakinin nefes alışı bile sizi cinnete sürüklüyor ve izleyecek adam akıllı bir şeyler arıyorsanız eğer, Outlander ÖNERİLDİ.
Puanım


Comments
Post a Comment