İçdökümü: One Flew Over the Cuckoo's Nest (Spoiler içerir)
Yıllardır hep izleme listemde olan ama üşendiğim için izlemediğim Guguk Kuşu’nu izledim sonunda. Çok da üzüldüm daha önce üşendiğime ve izlemediğime.
Film kendi zamanındaki bir anlayışla çekilmiş. Yani ne demek bu; kıyafetler, binalar, insanlar çekildiği döneme ait ama aynı zamanda o dönemin düşünce şeklini de görüyoruz. Bir akıl hastanesinde psikolojik tedavi gören birçok birey ve onlara olan bakış açısını işliyor film. Aynı zamanda halk ve devlet yapısını, düzeni, kuralı, diktatörlüğü, çizginin dışında kalan insanların yaşadıklarını gösteriyor.
Delilik nedir diye sorgulatan Guguk kuşu, aynı zamanda cesaretin de ne kadar gerekli bir şey olduğunu işliyor.
Hikâye şu, adi suçtan yargılanan ve cezasından kaçmak isteyen McMurphy (Jack Nicholson) akıl sağlığı yerinde olmadığını söylediği için hastaneye getiriliyor ve bir haftalık gözlem altına alınıyor. Kendisi de dahil herkes bunun yalan olduğunu biliyor ve buna göre hareket ediyorlar ilk zamanlar. McMurphy ise cezasından kaçmayı aklına koyduğu için deli olduğunu ispatlamak için çabalamaya başlıyor. Yaptığı büyük bir hatadan sonra zorunlu yatışı yapılan çılgın abimiz, hastaların büyük bir çoğunluğunun gönüllü olarak orada kaldığını öğreniyor. Öncesinde onları ihanetle suçlayan McMurphy (hatasından sonra hastaneye yatışının gerçekleşeceğini kimse söylemedi çünkü), gönüllülere dönüp “kendinizi deli falan mı sanıyorsunuz Allah aşkına?” diyerek orada olmalarının saçmalık olduğunu düşündüğünü açıklıyor. Daha sonra da hepsine korkak olduklarını söylüyor.
Geldiği günden beri sürekli otoritesine meydan okuduğu hemşire Ratched, bu düşüncesini ilginç bulduğunu dile getiriyor ve gönüllülere bu konu hakkında ne düşündüklerini soruyor. Tabii kimse cevap vermiyor.
Filmde sürekli işlenen bir düzen manyaklığı var. Ratched ise bu düzenin yürümesinden sorumlu. Beyzbol maçı izlemek için izin istediğinde McMurphy, “günlerce üzerinde düşünülmüş, özenle hazırlanmış çizelgeyi maç izlemek için bozmak mı istiyorsunuz?” diye soruyor. Sonrasında da halkın oyuna sunuyor. İlk oylamada sadece iki kişi evet derken, ikinci oylamada yeterli sayıda kişi evet diyor. Ancak Ratched bir diktatör olduğu için kendince sunduğu bahanelerle kabul etmiyor ve çılgın abimiz ekibi toplayıp kapalı televizyonun önünde hayal ettiği gibi maçı anlatmaya başlıyor. Herkes heyecanla dinlerken bile hemşire durumdan rahatsızlığını bağırıp çağırarak ve onları televizyon karşısından kaçırarak gösteriyor. Kendi istemediği herhangi bir şeyin var oluşundan bile mutlu değil.
Cesaret kavramı film boyunca kör göze parmak gibi işlendi. Ağırlığı bilmem kaç kilo olan bir aletle camı kırıp kaçacağını anlattığında abimize kimse inanmadı ama aleti yerinden kaldırmak için çabaladığında da “ben en azından denedim” diyerek ortamı başı dik bir şekilde terk etti. Bu başı dikliği, cesareti, gururu, kendine güveni, hemşireye meydan okumaları onu kendi çapında bir kahraman yapmaya başladı insanların gözünde. Asla vazgeçmeyişi de ilham olmaya başladı.
Filmde sessiz sakin ve hem işitme hem de konuşma engelli olduğu söylenen Şef, engelliymiş gibi yaptığında kendisini rahat bıraktıklarını çözdüğü için konuşmadığını itiraf etti bu çılgın ama cesur adama. İlk cesaret adımı da McMurphy’e sakız için teşekkür etmesi oldu. Hastanede sesini daha önce çılgın adamdan başka hiç kimse duymamıştı.
Cesaretin bulaşıcı olduğunu düşündürmeye başladığı bu zamanlarında film, karakter gelişimleriyle beraber hikâyenin nereye gideceği hususunda merak uyandırmaktan hiç geri kalmadı.
Bir gece kaçmak için hazırlık yapan McMurphy, gitmeden eğlenmek ve insanlara veda etmek için herkesi yatağından kaldırdı. Cesur bir adamın peşinden gidip tüm gece partide içip içip dağıtan hastalarımız, sabah hemşirenin gelişiyle korkup tırsacak sandık ama pek de öyle olmadı. O duvar bir kez çatladığında yama yapılsa da izlerin geçmeyeceğini anladık. Günün sonunda kimse ucundan yakaladığı cesareti yere bırakmak istemedi.
Filmde ayrıca işlenen bir kadın otoritesi mevcut. Sadece hemşire değil; örneğin karakterlerden biri eşinden diğeri annesinden kaynaklı yaşadığı özgüven eksikliği yüzünden hastanede yatıyor. Annesinden çok çeken kardeşimizin özgüven sıkıntısı, McMurphy’nin parti akşamı içeri gizlice soktuğu hayat kadınıyla son buluyor ve parti sabahı annesini aramakla kendisini tehdit eden hemşireye “hayır!” diye bağırıyor.
Filmde beni inanılmaz şaşırtan şeylerden biri hem bu karakter gelişimleri oldu hem de insanların otoriteye ihtiyaç duyma hissiyatı. Kendisini toplum gözünde eksik gören bireyler bu otoriteye sığınmış. Günümüzde böyle insanların olmadığını söyleyebilir misiniz?
Kurallarının yıkılmasından çok korkan bir hemşire, o kuralların yürürlüğünü devam ettirmek için elinden geleni ardına koymuyor. McMurphy’i bitkisel hayata geçirene kadar tüm yetkisini kullanıyor. Tek korkusu cesaret salgını başlaması ve kurallarının sorgulanması. “Bensiz bir hiçsiniz” algısına otoritesini dayayan bir diktatör olduğu için, kendisi olmadan da yaşayabileceklerini anlaması en büyük kâbusu.
Filmin en tatlı tarafı eğlenceli bir adamın akıl hastanesindeki trajikomik hikayesi olması. Yapacaklarının sınırı yok. Kendisini oraya ait hissetmiyor, oradaki süresi sınırlı ve eğlenmek istiyor. Kimsede kendinden bir parça bulmuyor, kimseyi kendisine yakın hissetmiyor ama herkes kendisini bu adamda bulmak için çabalıyor.
Filmi beğenmemdeki en önemli olgu kesinlikle hikâyenin yaşadıklarımıza çok uzak şeyler olmaması. Herkes kendinden bir şeyler bulabilir gerçekten. İkinci olgu ise toplumsal bir sıkıntıyı böyle tatlı bir hikâye ve tatlı karakterlerle bize sunmuş olmaları.
Muazzam bir cast listesi var filmin. Her bir oyuncu dünyadaki tüm ödüllere layık bir performans sergilemiş.
Okuduğum incelemelerden anladığım kadarıyla kitap uyarlaması olarak da gayet başarılı bir film. Kitabı okumadım ama çok merak ettiğim için okuma listeme ekledim.
Bu hikâyeyle ilgili olarak çok fazla inceleme var, çoğunu okudum. Herkes başka yerden bakmış ve bu bakış açıları bile ne büyük bir iş olduğunu gözler önüne seriyor. Filmde beğenmediğim tek bir sahne olmadı, gereksiz dediğim şey ya da bölüm olmadı. Hem göze hem de beyne hitap eden muazzam bir film. Kesinlikle çok acil izleyin, hakkında okuyun. Ama benim gibi üşenmeyin gerçekten, ben bayağı üzüldüm. Hayvan Çiftliği’ni okuduğumda da okumaya üşendiğime üzülmüştüm. Benim gibi olmayın.
Puanım:


Comments
Post a Comment